Burada yaşanan durumu çok yönlü değerlendirmek gerekir.
Burada yaşanan durumu çok yönlü değerlendirmek gerekir.
Uçuşta gecikme olduğu için yolcuların rahatsız olması son derece anlaşılır. Belki önemli bir yere yetişeceklerdi, belki hastaları vardı ya da bu havalimanına saatler süren bir yolculukla geldiler. Yolcuların mağduriyeti elbette gerçektir. Ancak bir yolcu, yaşadığı mağduriyeti bağırarak bir yer hizmetleri çalışanından çıkarabilir mi?
Havayolu şirketleri de uçuşların gecikmesinden asla memnun olmaz. Ekiplerin mesai süreleri altüst olur, yeni ekip tahsisi zorlaşır. Özellikle hub(şirketin merkezi)olmayan havalimanlarında yeni ekibin transferi başlı başına bir sorun haline gelir. Eğer gecikme hava koşulları kaynaklıysa, bu durum onlarca uçuşu etkileyebilir ve bir domino etkisi yaratır. Sorun bazen birkaç saat sonra, bazen de birkaç gün sonra tamamen çözülebilir. Ancak burada en önemli unsur emniyettir.
Havacılıkta emniyet her zaman birinci önceliktir. Hava şartları uygun değilse, ekibin yasal mesai süresi dolmuşsa ya da uçakta teknik bir arıza varsa, otobüs mantığıyla “hadi devam edelim kaptan” şeklinde bir süreç yönetimi havacılıkta söz konusu değildir.
Bu tabloda, büyük bir baskı altında görev yapan yer hizmetleri çalışanları var. Sakin kalmaya çalışırlar; en basit ifadeyle, ekmek parası için işlerini yapmaktadırlar. Kimse bu kadar bağırılmayı hak etmez. Aslında mesele, bu tür durumlarda emniyet güçlerinin daha net ve kararlı şekilde müdahale etmesi gerekliliğini de ortaya koymaktadır. “Şu ülkede olsaydı böyle olurdu” demek istemiyoruz; ancak ilgili otoritelerin bu konularda daha katı ve net kurallar uygulaması daha sağlıklı olacaktır. Bir yer hizmetleri görevlisine ya da bir kabin memuruna bağırmak, tehdit etmek veya şiddet uygulamak kesinlikle doğru değildir.




